Tasarım Kütüphanesi

Prof. Dr. Esin SARIOĞLU
Öğ.Gör Mete Levent SERDENGEÇTİ

1.İNSANLIĞIN VAROLUŞUNDAN GÜNÜMÜZE KADAR GİYİMİN GEÇİRDİĞİ EVRELER

Giyim, insan vücudunu doğa şartlarından korumak amacıyla başlamıştır. İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar geçirdiği evreler boyunca, giyim farklı amaçlar ve farklı malzemeler ile farklı biçimler kazanmıştır. Giyim, uygarlığın gelişimiyle paralel olarak, insanların yaşam biçimleri, üretim şekilleri, inançları, toplumsal yapıları, estetik görüşleri ve düşünce biçimlerini yansıtmıştır.

Tarih Öncesi Devirler (Milattan önce 4.000 öncesi)

 İlk insan topluluklarının, anaerkil topluluklar olduğu, doğaya ve üretici diş güce ibadet ettikleri, göçebe yaşam biçimi içerisinde, avcılık ve toplayıcılıkla geçindikleri bilinmektedir.

Bu dönemde, insanlar, giysi malzemeleri olarak, hayvan kürkleri, hayvan derileri, esnek yapraklar, esnek bitki sapları, hayvan bağırsakları, tendonlar, bitki liflerini kullanmışlardır. Toprağa yerleşimin başladığı M.Ö.10.000’li yıllarda, tekstilin de başladığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki ilk köyler, M.Ö. 10.000 ile M.Ö. 9.000’li yıllarda ortaya çıkmıştır. İlk dokumaların, M.Ö. 8000’li yıllar civarında başladığı kabul edilmektedir

Antik Çağ (İlk Çağ) M.Ö.4000-M.S.476

            M.Ö. 4000 civarında, Mezopotamya’da kurulan, çok tanrılı inançlara sahip, ilk büyük ataerkil tarım topluluğu olarak kabul edilen Sümer’lerin giysilerinde, önce koyun postları, daha sonra, koyun yününden yapılan dokumalar, giyim malzemesi olarak kullanılmıştır. Mezopotamya giysileri, bel ve vücudun alt kısmını saran bir peştamal ve üst kısmı örten şal-pelerin olmak üzere iki parçadan oluşmuştur.   

M.Ö. 3500 civarında başlayan Antik Mısır uygarlığında keten kumaşlar ortaya çıkmıştır. Mısır’da keten kumaşlar kutsal kabul edilmiş, günlük yaşamda ve ölümden sonraki mumyalama işlemlerinde kullanılmıştır. Mısırlı erkekler günlük yaşamlarında bellerine bir parça keten kumaştan oluşan bir peştemalı bağlayarak giymişlerdir. Kadın ve erkeklerin ortak giysisi olan “kalasiris”, omuzdan tek ya da iki askılı, dar bir keten elbisedir. Mısır’da ortaya çıkan diğer bir giysi türü de, düz ketenin pileler haline getirilerek, vücüdun üst kısmını örten bir şal ile yine pileler halindeki bir eteklik kısmından oluşmuştur.

 M.Ö. 2000 civarında ortaya çıkan Antik Girit uygarlığının giysileri, kadınlarda, göğüsleri açıkta bırakan bir bluz ile, kat kat eteklikten oluşmuştur. Erkekler, bellerine sardıkları bir peştamal-şort giymişlerdir.

 M.Ö.1000 civarında, Yunan Yarımadasında başlayan Yunan uygarlığında, giyim, vücut üzerinde şekillendirilen giysi parçalarından oluşmuştur. Çok tanrılı 4 inançlara sahip Yunanlıların giysileri, çok uzun ve bol iki parça keten kumaşın, kimi zaman tek omuzda, kimi zaman iki omuzda bağlanarak, ya da tokalarla tutturularak, yanlardan basitçe dikilerek, bel ve göğüste kuşaklarla bağlanan oluşturulan “Kiton” adı verilen elbiseden oluşmaktaydı. Kiton’un bol ve uzunluğu, bel ve göğüs kısmında oluşturulan drapelerle estetik bir görüntüye dönüşmekteydi. Cinsiyetsiz bir giysi olan, Kiton, kadın ve erkekler tarafından, farklı uzunluklarda giyilmekteydi. Kiton’ların üzerine, soğuk havalarda, erkekler, yünlü kumaştan bir pelerin “Himation”, kadınlar ise Peplos adı verilen kısa şal-bluz ve pelerin giymekteydi.

M.Ö.500’lü yıllarda kurulan ve Akdeniz’e egemen olan Roma uygarlığında, kadın ve erkek giysileri, “tunica” adı verilen uzun kollu bluzlardan oluşmaktaydı. Kadın tunicaları, ayak bileklerine kadar gelirken, erkekler toplumsal konumlarına göre, diz altından ayak bileklerine kadar farklı boylarda tunicalar giymekteydiler. Yönetici sınıftaki erkekler, tunicalarının üzerine, “toga” adı verilen bir pelerin sarmaktaydılar. Roma giysileri, keten, yün ve üst sınıf için ipek kumaşlardan dikilmekteydi.

Orta Çağ Dönemi

Ortaçağ’da, İran üzerinden Anadolu’ya göç eden Türkler, halı başta gelmek üzere, tekstilleri ve giyim tarzlarını da beraberlerinde Ortadoğu ve Anadolu’ya getirmişlerdir (Resim 4). Bu dönemde Asya ve Ortadoğu, zengin tekstil ve kumaş üretimiyle Avrupa’nın çok daha ilerisindedir. ’da, Çin’den başlayıp Anadolu’da biten İpek Yolu sayesinde, Asya, Ortadoğu ve Anadolu’nun değerli ipekli kumaşları, tekstilleri, değerli taşları ve takıları, Avrupa’ya taşınmıştır. Bu değerli tekstil malzemeleri, yalnızca en üst sınıfın tüketimine sunulmuştur. Kraliyet aileleri ve asiller ipekli giysiler giyme ayrıcalığına sahip olmuştur.

Haçlı Seferleri sırasında, Avrupalılar, Ortadoğu’nun zengin tekstillerinden oluşan giyim tarzından etkilenmişlerdir. Romanesk Dönem Avrupa kadın giysileri, tüm vücudu örten, bol ve uzun çizgilere sahipken (Resim 5), Gotik dönemde, Avrupa kadın giyiminde vücudun üst kısmına oturan, V yakalı, göğüs altından başlayan yüksek belli ve kolları dirsekten bollaşan, V çizgisi taşıyan görkemli elbiseler tercih etmişlerdir. Gotik dönemde, erkek giysileri kısalır ve vücuda oturmaya başlar. Aynı zamanda, giysiler, kişisel ve ulusal karakterleri yansıtmaya başlamıştır.

Modern Çağ

Modern Çağ Modern Çağ, moda tarihi açısından altı evreye bölünmüştür.

· 16.yy Elizabeth Dönemi- Protestan reformu- Rönesans

· 17.yy 14. Louis dönemi ve 18. Yüzyıl Endüstri devrimi-Aydınlanma çağı (Rococo)

· 18.yy Napolyon Dönemi Fransız İhtilali 19.yy Viktoryen Dönemi-Dikiş makinasının icadı

· 20.yy Edwardian dönemi (Belle Epoque)- Dünya savaşları-Savaşlar arası

· Post-modern dönemi 1960 sonrası

16.Yüzyıl Elizabeth Dönemi- Protestan Reformu- Rönesans

Rönesans dönemi, Avrupa’da büyük bir toplumsal, kültürel ve ekonomik değişimi getirmiştir. İtalya’daki bağımsız şehir devletlerinden Floransa’da 15. Yüzyıl başında başladığı kabul edilen Rönesans, önce sanatta, daha sonra toplumun diğer alanlarında, Ortaçağın skolastik felsefesinden kurtuluş ve Antik Yunan ve Roma’nın “hümanizm” anlayışına geri dönüş anlamına gelmektedir.

Avrupalıların, 15. yüzyıl sonunda Çin ve Hindistan’a gitmek için, açık denizlere açılmaları ve kıtalararası deniz yollarını keşfetmeleri, Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun, ticari gücü olan İpek Yolu’nun çökmesine ve yeni ticari yolları ellerinde tutan, İspanya, Portekiz, Hollanda ve İngiltere gibi ülkeleri zenginleşmelerine yol açmıştır.

Yeni kıtaların keşfedilmesi ve başka kültürler ile karşılaşmalar, yeni tekstil malzemelerinin yoğun olarak Avrupa’ya taşınmasına neden olmuştur.

Bu dönemde, Kuzey Avrupa, Gotik dönem giysilerini giymeye devam ederken, Güney Avrupa’da İtalya’da, Venedik’te yeni giysiler ortaya çıkmıştır. Rönesans döneminde, Venedik’te ortaya çıkan kadın giysileri, omuz ve göğüs dekolteli, yüksek belli, elbiselerden oluşurken, yaşlı erkekler, uzun yere kadar, kaftanı andıran giysiler giyerken, genç erkekler, tunik tarzı bluzların altına, ’da olduğu gibi, çorap pantolonlar giymişlerdir.

16. yüzyılda, Avrupa’da yaşanan Protestan Reform hareketi, kanlı mezhep savaşları sonunda, Avrupa’nın dini olarak Katolik ve Protestanlığı benimseyen ülkelerle ikiye bölünmesine ve Katolik kilisesinin güç kaybetmesine neden olmuştur. Bu yıllarda, Katolik mezhebinde kalmaya devam eden ülkeler, İspanya’da ortaya çıkan giysileri giymişlerdir. (Resim 6) Kadın giysilerinde, vücudun tamamen örtülmesi ve kadınsı hatların gizlenmesi temel ilke olarak benimsenmiştir. Açık denizlerde avlanan balina kemiklerinin kullanıldığı, göğüsleri düzleştiren korseler bu dönemde icad edilmiştir. Elbiselerin etek kısımlarının kabarık durması için iç etekler, tarlatanlar kullanılmıştır. Elbiselerin, yaka ve kol kısımlarına “Ruff” adı verilen, kolalı ketenin maşa ile kıvrılarak şekillendirilen süslemeler eklenmiştir.

Aynı dönemde erkek giysileri, vücudun üst kısmını kabarık gösteren, kapitone dolgulu ceketler ve dizde biten pantolonlardan oluşmaktaydı. Erkek 8 giysilerinin de yaka, kol ve diz altlarında “Ruff”lar yer almıştır. Büyük, görkemli pelerinler ve dize kadar uzanan çoraplar ile bu giysiler tamamlanmıştır.

Smock 1630 – Victoria & Albert Museum, London,     Quin Elizabeth

 17. Yüzyıl 14. Louis Dönemi – Barok Dönem ve 18. Yüzyıl, Endüstri Devrimi-Aydınlanma Çağı (Rococo)

Barok dönem kadın giysilerinde korse ve iç etek kullanılmaya devam edilmiştir. 17. Yüzyılda Hollanda’da ortaya çıkan Barok dönem kadın giysileri, yüksek belli siyah elbiselerden oluşmaktaydı. Bu elbiselerin ayırd edici özelliği, yaka ve kol kısımlarındaki beyaz dantellerdi. Barok dönem erkek giysileri, yine beyaz dantel yakalı ve kol manşetli siyah ceketler ve dizde biten siyah pantolonlardan oluşmaktaydı. Kadın ve erkek giysilerinde, değerli ipek kumaşlar kullanılmıştır.

Coğrafi keşiflerle ulaşılan Doğu Asya’nın incileri ve kadın yelpazeleri, Avrupa’da moda olmuştur.

Barok üslubun daha sadesi olarak görülen Rococo üslubunda zarif iç mekân ve giysi tasarımları görülür. Rococo üslubundaki 18. Yüzyıl Avrupa giyiminde, Fransız Kraliyet ailesinin giyim tarzı etkili olur. Erkeklerin, ipek gömlek, yelek, ceket ve dizde biten pantolonları, ilk takım elbise mantığını getirmişti. Bu takım elbiselerde, kırmızı, mor, sarı gibi canlı renkler ve yaka ve kol kenarlarında 9 altın tellerle işlemeler mevcuttur. Bu giysiler, kravatın ilk versiyonu olan yaka fularları ve ipek çoraplarla tamamlanmıştır.

Aynı dönem kadın elbiseleri, vücudun üst kısmına oturmaktaydı. Bu elbiseler, korse ile inceltilmiş bellerin vurgulandığı, göğüslerin yukarıya doğru kaldırıldığı, kare yakalı, kolların dirseklerden sonra dantellerle süslü üst kısımların, önce çan şeklinde olan, sonra mekik şekline dönüşen tarlatanların üzerine kat kat dökülen eteklerle tamamlandığı görkemli biçimlere sahip olmuştur.

                                       Rococo Üslubunda bir İç Mekan

18. yüzyılda, İngiltere’de başlayıp Fransa ve Avrupa’ya yayılan Sanayi Devrimi, tekstil, üretiminde makineleşmeyi (büküm makineleri, fabrikalaşmış kumaş üretimi, jacquard tezgahlarının bulunması ) başlatmış, bu değişim, giyimi olduğu kadar, Avrupa’daki tüm üretim biçimlerini ve toplumsal yapıları da etkilemiştir.

18.Yüzyıl Napolyon Dönemi Fransız İhtilali

1789’daki Fransız Devrimi, önce Fransa’da, daha sonra tüm Avrupa’da giysilerin sadeleşmesini getirmiştir. Erkekler genellikle beyaz renkli çorabı andıran pantolonlar üzerine, ceket, yelek, gömlek ve kravattan oluşan giysileri giymişlerdir

Aynı dönemde, Neoklasik Akımın etkisiyle, Antik Yunan Kadın Giysileri, Avrupa’da moda olmuştur. Beyaz muslinden, neredeyse şeffaf olarak hazırlanan, 11 korse ve tarlatan olmadan giyilen bu giysiler, 19. Yüzyılın başında, kare yakalı, yüksek belli, uzun elbiselere (Ampir-Empire Tarzı)na dönüşmüştü.

                                                         Fransız ihtilali ve Napolyon

19.Yüzyıl Viktorian Dönemi-Dikiş Makinasının İcadı

19. yüzyılın ikinci yarısı, Avrupa ve ABD’de endüstri devriminin etkisiyle, tekstil üretimi değişmeye devam eder. Daha hızlı kumaş üreten fabrikalar kurulur, dikiş makinesi icat edilir. Dikiş makinesinin icadı (Resim 13) ve kumaşların üretiminin artması ve ucuzlaması, Batı’da giyimin ve modanın demokratikleşmesine neden olur. Daha önceden modayı belirlemek ve uygulamak yalnızca üst sınıfa ait bir ayrıcalık iken, orta sınıf, üst sınıfın yoğun emek gerektiren, elle dikilen ve işlenen 12 giysilerini, orta sınıf, pamuklu kumaşlar ve dikiş makinesini kullanarak taklit etmeye başlamışlardır.

                                                      Amerika Tarih müzesi 1851

Bu dönemin kadın giysileri, korseler ve iç eteklerle, kadın vücuduna kum saati şeklini vermekteydi. Erkek giysilerinde ise, siyah rengin egemen olduğu, diz üstünde biten uzun ceketli takım elbiseler moda olmuştur.

19. yüzyılda, Paris, dünya kadın giyiminin, Londra erkek giyiminin merkezi olur. Paris’te kadınların giysileri için malzemelerini satın almaları için büyük pasajlar açılır. Bu pasajlarda, kumaşlar ve her türlü giyim aksesuarı(telalar, yakalar, kurdeleler, kordonlar, düğmeler, korseler, iç eteklikleri, şapkalar, eldivenler, ayakkabılar, çantalar, mendiller, danteller vb.) mağazalarda, kadınların beğenisine sunulmuştur.

19. yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa’da ve ABD’de işç isınıfı için hazır giyim başlamıştır. Çivit ile boyanan mavi işçi gömlekleri ve işçi tulumları hazır olarak satışa sunulmuştur. Fransa’da Nimes şehrinde dokunan “denim” kumaşın 13 ABD’ye götürülerek işçi pantolonları dikiminde kullanılması, 20. Yüzyılın jean pantolonlarının öncüsü olmuştur.

Avrupa’da, giyim, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, endüstriyel kitlesel üretimin etkisiyle, yavaş yavaş yerel özelliklerini yitirmeye başlamış ve uluslar arası nitelikler kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmeye karşıt olarak ortaya çıkan “Haute Couture (Yüksek Dikiş)” üst toplumsal sınıfın, ayrıcalıklarını yansıtmak için, bireysel özelliklere ve kişisel zevklere göre tasarlanan giysilerin dikilmesini ve moda tasarımını getirmiştir.

Bu dönemde, İngiliz asıllı bir terzi olan Charles Worth (Resim 14), Paris’te açtığı terzihanede, dönem modasını, kendi çizgileriyle belirlemeye başlamıştır. Kendisi ilk modacı olarak kabul edilmektedir. Modaevinde, tasarladığı giysileri, dikiş diken genç kızlara giydirerek, müşterilerine göstermesiyle de ilk defileleri yaptığı düşünülmektedir.

                                                        Charles Worth

ABD’de ilk moda dergileri Harper’s Bazaar ve Vogue yayımlanmaya başlanmış, bu gelişmeyi, Fransız moda dergileri takip etmiştir. Dönemin modasına uygun giysilerin illüstrasyonları moda dergilerinde yayımlanmıştır.

                                             19.Yüzyıl Viktorian Dönemi

20.Yüzyıl Edward Dönemi (Belle Epoque 1890-1910)- Dünya savaşları-Savaşlar arası

· Edward Dönemi (Belle Epoque 1890-1910)

Güzel Çağ olarak Türkçeye çevrilebilen Belle Epoque döneminde, Avrupa’nın üst sınıfının zenginlik, lüks ve eğlence içinde yaşadığı, kadınların ve erkeklerin giysilerine çok özen gösterdiği bir dönemdi. Kadınlar, sabah, öğlen ve akşamları, yemekler ve balolar için günde birkaç kere giysilerini değiştirmekteydiler. Bir önceki yüzyılın, korse ve iç etekliklerle oluşturulan kum saati silueti kadın giyiminde devam etmekteydi. Charles Worth’un yanında, Doucet, Paquin, Callot Soeurs gibi, Paris’de çok sayıda moadevi açılmaya başlandı. Paris kadın modasının başkenti oldu. 1912’de Paul Poiret, kadınları korse ve tarlatandan kurtaran ilk tasarımları yapmaya başladı. Ancak bu giysiler, I. Dünya Savaşı sonrasında kadın modasını etkilemeye başladı.

· 1914-1918: I. Dünya Savaşı Savaş, tüm Avrupa’da yaşam üzerinde büyük yıkımlara sebep olurken, moda da etkisini kaybetti. İnsanlar, giyimi ihtiyaç olarak ele aldılar. Güzel giysilerin gösterildiği balolar ve davetler yapılmamaya başlandı. Üretilen kumaşların büyük çoğunluğu asker üniformalarına ayrıldığı için, halkın giyimi için kumaş üretimi azaldı. İnsanlar eski giysilerini değerlendirdiler.

Bu dönemde Avrupa’da erkeklerin büyük çoğunluğu askere alındığı için, kadınlar onların yerine çalışmaya başladılar. Kadın giysileri, bu nedenle değişmeye başladı, üniforma tarzı giysiler, işçi tulumları ve boneler giyilmeye başlandı. Kadın giysilerinde işlev öne çıkmıştır.

· 1918-1939 Savaşlar Arası Dönemi Kadın giysilerinin özgürleştiği, modern kadın imgesinin ortaya çıktığı dönemdir. Savaşın bitiminden sonra, Chanel’in öncülüğünde, çene hizasında kesilmiş kısa saçlı, göğüs ve kalça vurgulanmadan vücudundan akan, diz altında biten eteklikli, rahat ve esnek giysiler giyen, genç, zayıf ve dinamik kadın imgesi modaya egemen oldu. Chanel, daha önceden erkeklere ait olan pantolonu, kadın giyiminin önemli bir parçası haline getirdi. 1920-1930 arasındaki kadın modasında, Art Deco akımının etkisiyle, siyah, beyaz ve altın sarısı renklerin ve metalik parıtlılar görülmeye başlandı. Bu döneme ABD’de Caz Çağı adı da verildi. Flapper (uçarı) adı verilen genç kızların, uçuşan eteklikleriyle caz müziğinin çalındığı partilerde dans ettikleri ve eğlencenin egemen olduğu bir dönemdi.

1930’lu yıllarda, kadın modası, göğüs ve kalçanın vurgulandığı, daha feminen bir çizgiyi taşıdı.

· 1939-1960 II.Dünya savaşı, yine, Batı modasında duraklamaya neden oldu. Savaşın bitiminden sonra, Fransız modacı Christian Dior, 1960’lı yıllara kadar olan kadın modasının çizgilerini belirledi. Dior’un tasarımları, elastiki, esnek bel korseleriyle edinilen ince bel ve kabarık tarlatanlarla giyilen görkemli etekliklere sahipti. Ancak, Chanel, kadınları tekrar korse giymek zorunda bıraktığı için, Dior’u eleştirmişti.

1950’li yıllarda, ABD’de ünlü film yıldızları bütün dünya modasını etkilemeye başladılar. Dior çizgisindeki giysilere sahip Elizabeth Taylor, Grace Kelly (Resim 16) gibi kadın oyuncular, klasik erkek giyimini yansıtan James Stewart gibi erkek oyuncuların yanında, Marlon Brando ve James Dean’ın öncülüğünde “Asi Genç” imgesi ortaya çıktı. ABD askerleri için iç çamaşırı olarak üretilen beyaz tişört üzerine siyah deri ceket ve eskiden işçi pantolonu olan jean pantolon ve deri botlarla tamamlanan bu tarz ABD gençleri tarafından hızla benimsendi ve gençlik modası ortaya çıktı.

                                                      Grace Kelly Dior Elbisesiyle

1960’ların başlangıcında, 1950’li yılların çizgileri devam etti, ancak İngiliz modacı Mary Quant’ın mini eteği (Resim 17) moda haline getirmesiyle, kadın giyimi tamamen değişti.

                                                                      Mary Quant

1960’lı yıllarda, uzay çalışmalarının etkisiyle, düz, plastik görüntüsünde, sentetik kumaşlardan hazırlanan kadın ve erkek giysileri ortaya çıktı.

1960’larda, Hippie (Resim 18) ve Rock gibi alternatif giyim tarzları ortaya çıktı. Kapitalizmi reddeden, doğaya dönüşü savunan Hippie felsefesinin, cinsiyetsiz, Asya’nın etnik giysilerinden esinlenilerek dikilen giysileri, bu felsefeden etkilenen gençler için ilham verici oldu. Rock müziğinin gençleri isyana yönlendiren tarzı, uzun saçlı ve bedenin üst kımının vurgulandığı erkek giysileri, gençleri etkiledi.

                                                                 Hippie tarzı giyim

1970’li yıllar, hazır giyimde markalaşmanın öne çıkmaya başladığı dönemdir. Avrupa’da H&M gibi büyük markalar ortaya çıkmaya başladı. Bu dönemin kadın ve erkek giysilerinin temel çizgileri, İspanyol Flamenko dansçılarının giysilerinden esinlenilerek belirlendi. Aynı yıllarda disco müziği ve dans giysileri, parlak tulumlar ve altın rengini moda haline getirdi.

 1970’lerde İngiltere’de bir gençlik akımı olarak başlayan Punk hareketi, metal zımbalı siyah deri ceketler, siyah tayt deri ya da jean pantolonlar ve beyaz tişörtlerle giyilen, cinsiyetsiz bir giyim tarzını getirdi. Bu akımın öncüsü olan Vivienne Westwood (Resim 19), 1980’lerde, üst sınıfın modacısı oldu.

                                                    Vivienne Westwood

1980’li yıllarda, modanın temel esin kaynaklarından biri, spor giysileridir. Aerobik giysileri, bisikletçi taytları, eşofmanlar ve tenis giysileri, günlük giyimi belirledi. Bu dönemin diğer bir esin kaynağı da, yeni ortaya çıkan genç iş insanı giysileridir. Erkeklerde bol takım elbiseler, kadınlarda, vatkalı, bol, uzun ceketler, vatkalı gömlekler ve bol şalvar pantolonlardan oluşan takım elbiseler moda oldu.

1980’lerde “moda ikonları”, asil, zarif kadın imgesini taşıyan Prenses Diana ile asi genç kız imgesine sahip olan Madonna’dır.

1980’lerin abartılı, renkli, görkemli giysileri, 1990’da sadeleşerek devam etti. Bu dönemin kendine özgü modası, ABD’li Nirvana müzik grubunun öncülüğünü yaptığı, eski el örgüsü hırkalar, eski, yırtık t-shirtler ve jean pantolonların, üst üste giyilen gömleklerin, kadınların giydiği, el yapımını andıran uzun elbiselerin, postallarla tamamlandığı, Grunge tarzıdır.

2000’li yılların başlangıcında, kadın modası, spor çizgilerini devam ettirdi. Vücuda oturan giysiler, düşük belli jean pantolonlar ve göbek dekoltesi, kargo pantolonlar, zarif, gece elbiselerinden oluşan çizgi, 2000’lerin ikinci yarısından sonra, binici modası olarak özetlenebilecek bir çizgiyi taşımaya başladı. Kısa binici ceketleri, dar jean ve kumaş pantolonlar ve uzun çizmelerle tamamlandı.

1980 ve 1990’lı yıllarda, Batı ülkelerinde başlayan ve etkileri 2000’li yıllarda görülmeye başlayan tekstilde küreselleşme, Batı ülkelerinde tekstil ve moda tasarımı ve üretimini köklü bir şekilde değiştirdi. İngiltere ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri, tekstil üretimini kendi sınırları içerisinde azalttılar, tekstil fabrikaları kapandı ya da ya da işçiliğin ve malzemenin ucuz olduğu Uzakdoğu ülkelerine taşındı. Küresel hazır giyim markaları ortaya çıktı. İspanyol Mango ve Zara gibi markalar bu hareketin öncüsü oldu. Bu markalara ait giysiler, Avrupa’da tasarlanmakta, Çin ve Vietnam gibi Uzakdoğu ülkelerinde üretilmekte ve tüm dünyaya bu markaların etiketleriyle dağıtılma ve satılmaktadır. Çin dünya tekstil üretiminin en önemli merkezi haline geldi1

 KAYNAK

Marnie Fogg  Modanın Tüm Öyküsü 

Prof.Dr. Esin SARIOĞLU ders notları